4 Kasım 2012 Pazar

GÖZ AÇIP KAPAYANA DEK SIĞDIRILMIŞ HAYAT..!

"göz açıp kapayıncaya kadar geçti bunca yıl" deriz ya hani!
geriye dönüp baktığımızda neler sığdırmışız yaşama dair bir göz kırpınışlarına.
İlkokul bitene dek Çarşamba'da geçmiş çocukluğumu koskocaman bir ömür hissediyorum, sanki anılarım, çocukluğum da şahlanıyor gibi, sonrası İstanbul, ömrümün diğer yarısı. İlk yarısı saydığım 12 yılda neler görmüşüm meğer.
hatırladığım siren sesleri vardı bir zamanlar yatak alttlarına saklandığımız hayal meyal, ve karartmalar, Radyo günleri, arap bacı tiplemesi, ilk buzdolabının eve gelişi, ablamın ilkokulda elini kalemi jiletle inceltirken kesmesi ve babamın kucağında eve getirilişi.kağıttan kayıklar yapıp evin önünde akan yağmur sularına bıraktığım o güzel günlerim, içine ne hayaller sığdırdığım çocuksu düşlerim.
Annemin hep sevecen hali ve şen kahkahası tabiki o güzelim gözleri.ilk telefon sesini duymam, ablamın gelin oluşu, ve İstanbul macerası Anne ve 4 kardeş bir yaşam.
Kıbrıs çıkartması, Ecevit (karaoğlan),heyecanlı ,gururlu bekleyişler, Ayşe'nin tatile çıkış cümlesi ve yine karartma günleri.
Ağbimin askerliği,küçük kardeşimin elinden tutup ilk okula götürmem.Demirel, hiç gitmeyecek sandığım siyasetci, nüktedan ve zeki oluşu.Erbekan,Türkeş.
Ve ilk televizyon günleri, Naida Comanachi şampiyonluğu sabahlara dek izlediğim buz pateni dansları ve nadia'nın iltica edişi, Muhammet ali boks şampiyonluğu ve anneannemin erken kalkarak boks seyredişi.
diziler Dallas ki hala devam ediyor. işe girişim, iş arkadaşlarım dostlarım ve darbe.
Sıkıyönetim, idamlar, hapisler ,bağırışlar, acılar.
Mücadeleler sanki yıllar yılı sürmüş gibi. renkli televizyonlar ve yeni kanallar.
Annemi yitirmem, acılar üzüntüler, kayıp ve yitik yıllar.
Kızımın doğuşu, canımın taa içi ,varlığım ,sevdiğim , gururum.
Rusya'nın bölünüşü,Berlin duvarının yıkılışı, İran ırak savaşı, Bulgar zulmünden kaçanlar, ve Özal kızımın okuduğu ilk cümle olarak kalsaydı keşke dediğim.
Bir sürü başbakan geçmiş hükümetler kurulmuş idareler değişmiş bu arada coşkuyla kutlanan bayramları dahi kutlayamaz bir döneme gelmişiz, o göz açıp kapayana dediğimiz göz kırplarımızda.
hatta onlarca tv kanalları ve devasa tv ler. cepte taşınan telefonlar ve bilgisayarlar. iletişimin bunca kolaylığı anında haberleşmeler sayesinde onlarca dost ve arkadaşlar edinmeler.
Arada doğan bebekler şimdi çoğu anne ve baba olmuşlar,üzüntüler bitmiş gençlikle birlikte yerini kaygılar almış.
Trafiğin adeta hiç olmadığı İstanbul'da artık araçtan geçilmez olmuş, zenginlilktenmi bilinmez herkesin bir iki aracı olmuş. Din dahi el değişmiş sanki. İnsan görüntülerini arar olmuşuz saygı ise hepten kayıp araki bulasın.
Ağaçların kesilip yerine devasa binaların yapılışı ve AVM ler.birileri adına insanlar mutlu diyerek kendini kandırıyor mazaret uyduruyor.
Yalan almış başını gidiyor,sakın yalan söyleme, gözlerinden anlarım, gözler yalan söylemez diye öğütlerdim kızıma ve hiç yalan söyleyemedi her an anlar nasılsa annem diyerek. ama millet tv lerde insanların görünün içine bakarak söylüyor artık yalanlarını hatta hastalıklı çayları içerek milletin kanser olmasına neden olanlar.
uyduruk sevgiler,duygusuzluk, vicdansızlık, ilk yapılan robota benzettiğim acemice ve uyduruk kişilikler .Eğitim sisteminin çöküşü, emeklilik ve dostlarımın teker teker ayrılışı dünyadan.
Meğer ne çok sığdırmışım o bir göz kırpınışına ben.
Unuttuğum bir sürü şey de olabilir bu arada, kimbilir daha ne savaşlar, ne kayıplar olacak.
Gözler bir açılıp bir kapanışda, bir ömür sığdırıyor insanlar. O ömrün içine daha neler sığacak, kimler doğacak kimler ve neler yok olacak, neler görecek ,neler yaşayacağız.
Bir  ömür, sadece bir göz açıp kapayıncaya dek sürecek...

24 Ekim 2012 Çarşamba

ARİFE GÜNÜ...!

Bugün malum, arefe günü ve ben mezarlık ziyaretimi (Annemi ziyarete gittim.)
giderken mezarlık girişindeki çiçekciye uğrayıp bir kaç fide alıp dikmek istedim, her seferinde diktiğim çiçekler sökülerek alındığı için ( nedenini hala çözmüş değilim) nasılsa alınmıştır diye düşünerek.
çiçekciye girdim ama öylesine kalabalıkki millet birbirine girmiş vaziyette satıcılar kime bakacağını şaşırmış durumda sizinle ilgilenecek pek kimse yok.
ben çiçek bakarken o arada bir kadın ,kırmızı trençkotuyla oldukça havalı görünüyordu, bir yandan nerde benim oğlum hemen gelsin bakayım diye sesleniyordu(oğlum dediği kişilerden çok genç yani henüz 30 bile değil yani), satıcılar tek tek geliyor ama nedense kadını kimse tanımıyordu,ama kadın her birisine de aynı kelimeyi "sen yenisin ondan sen beni neden tanımıyorusun, senin sakalın kesilmiş seni ondan tanımadım ondan "derken de, (tanınmayanın kendisi olmadığı ayrımına varamıyordu). herkes birbirine sormaya başladı bu kadını tanıyan varmı diye, o herkesi tanıyor ama onu tanıyan kimse yok. ama işin ilginç tarafı işlerini bir güzel yaptırıyorki! sormayın ,herkes bir hata yaparız korkusuyla seferber durumda..
o kargaşada çiçeklerimi alıp kasaya gelme şansını yakaladım derken, bir ses yalvarırcasına " Allah aşkına bu kadını tanıyan varsa gelsin diye içeriye kasaya seslendi, canhıraş yardımmına kasadaki genç baktı başını salladı ve abla ya! yardım et kurban olayım, kim bu kadın? diye bana baktı, yanıltmamak için bir daha baktım başımı salladım olumsuz, vallahi tanımıyorum, genç cocuk dışarıya seslendi, kimmiş yahu söylesede kurtulsak, söylemiyor da mübarek ...!
halkla ilişkiler müdürümüdür nedir anacım ya! derken ,kadın kasa dibinde bitti ve eveeet sen yenisin ondan tanımadın beni dedi.. ben orda koptum içimden nasıl kahkaha atıyorum anlatamam dışarıya vurucam ama mezarlık kardeşim kahkaha atılmaz ki!
sonunda parayı verip çıkabildim ama aldığım çiçekleri unutmuşum geri dönüp aldım ama bu kez de mezarlığa ulaşamadım çünkü büyük başlardan birisi ama kim bilmiyorum siyah giyinmiş, siyah gözlüklü bir sürü adam, siyah mercedeslerden kapıları açılarak iniyor, sonra şöyle yan dönerek duruyor ceketleri tutuluyor ve nerdeyse giydiriliyordu. "içimden nasıl birşey acaba, arabadan inip ceketini birinin giydirmesi diye düşündüm", bir sürü güvenlik bizleri ters yollara sevk etti yarım saat bir yerde bekleme yaparak yeniden denedim ve ters yollardan ulaşmayı başardım ama bu ara iki saat harcamışım saate baktım.. çiçeklerimi alıp diktim o arada bir araç çarpma sesiyle irkildim, benim arabaya birisi iyi bir vuruş yapmıştı hemen bakmaya gittim genç birisi vurmuş ama kaçmamıştı kızacak bir şeyde yoktu, sende birşey varmı dedim, yoktu allahtan, çocuk benden farklı bir çıkış bekliyordu  ama yanıldı.kimseye birşey olmamıştı nasılsa.. iyi bayramlarınız olsun dedim ve mezarlıktan çıkarak evime gelmeyi başarabildim... her nasıl olacaksa ,iyi bayramlarınız olsun...!

6 Ekim 2012 Cumartesi

Keşke! dünde kalabilseydik canım efendim...!

Bu gece ilk kez yatılı misafir kaldığım kız kardeşim kabul ettiğim bir dostumun evindeyim. sabaha karşı, Zeki Müren'in evinde, hasta yatağında yattığı odasını görüyorum, bir şarkı geliyor uzaktan, kendi yorumu ve kendi parçası.
ayağa kalkıyor yanıma gelerek beni dansa kaldırıyor, zayıflamış buluyorum kendisini hemde çok zayıflamış.dans ederken başını göğsüme yaslıyor,bir elimle teselli edercesine başını ve saçlarını okşuyorum  ve gözünden iki damla yaş süzülürken ağzından aynen şu sözler dökülüyor " Keşke! dünde kalabilseydik canım efendim".
Ardından dansı bırakarak yatağının ayak ucuna yere diz çökerek dua edercesine ellerini kaldırarak, mırıldandığı parça "Meğer içimde yanan bir volkan'mış sevgilim",..
Kızkardeşimin platese geç kalıyoruz sözü ile gözlerimi açıyorum, o kadar çok etkiilenmişim ki! bu sözü unutmamak için hemen telefonuma yazmaya çalışıyorum ama nafile yazıyorum siliniyor yazıyorum kaydedemiyorum.. Allah'ım unutmamam gerek, bu söz benim çok önemli diyorum.
bir yandan hazırlanmaya çalışırken bir yandan bunları anlatmaya çalışıyorum, " sakın unutma diyorum" arkadaşıma, aynen, bu kelimelerle, bana bunları söyledi, ve ezberlemek için içimden tekrar ediyorum.
bir buçuk saat gibi bir zaman dilimi sonrasında bir kaç kişiye anlattğımda herkesin de benim kadar etkilendiğini görüyorum.
Kaç saat oldu bu rüyayı gördüğüm ama hala ilginç olacak şekilde etkisindeyim ce düşünüyorum ne söylemek istemiş olabilir. bunca sevdiğim bir sanatcı, kişiliği, yorumu,beste ve güfteleri yanı sıra o muazzam Türkçesiyle beni etkileyen o insanın bana söylediği o sözler ,Ölümünden duyduğum o ilk günkü üzüntü gibi etkilenerek helva yapıp dağıttıığımı biliyor ve bana mesajmı veriyor acaba?

27 Eylül 2012 Perşembe

SİLME TOMURCUK KASIMPATLARI....!

 
Silme tomurcuk kapladı kasımpatları,
Sense yoksun yine,
Silme bıraktığın ayak izlerini  silme.
Hani giderken bıraktığın kokun vardı ya!
Hepsi sinmiş üzerine kasımpatların.
Şimdi ,silme tomurcuk kapladı kasımpatları,
Açmasını beklerken her birinin ,aklıma geliyor yine ,
Henüz başlamış aşkların baharda yok oluşları gibi,
Silme ne olur silme! giderken bıraktığın ayak izlerini,
Silme ki ! açabilsin, silme tomurcuk kaplayan kasımpatları..
Emine Çakır
27.eylül.2012


(Sevgili Ayşecan'ın cümlesinden ilham gelmiştir..)

17 Eylül 2012 Pazartesi

"Öğretmenler gelecek nesiller sizlerin eseri olacaktır.”

CUMHURİYET'imizin kurucusu BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK'ün Öğretmenlerimize ithaf ettiği bu söz bir  çok şeyi anlatıyor. kısa ve öz.
"Öğretmenler gelecek nesiller sizlerin eseri olacaktır.”


Bizler de böylesi değerli Öğretmenler ellerinde eğitim ve öğretim gördük, vatan, millet sevgisi yürekli ve cesur Öğretmenler tarafıdan bizlere verildi.
Peki! şimdi bu nesil nerden çıktı ,böylesine sarhoş ve bilgisiz, vatan sevgisini maddiyatla ölçen, millet sevgisi ise hiç olmayan bir nesil, Öğretmenlerimiz nerdeydi, neyle meşguldular ki! böylesi bir nesil meydana çıktı. daha vatanın tarihçesini dahi bilmeyen, ATATÜRK'ü tanımayan bir gençlik ne zaman türedi diye merak ediyorum. Bugün bulunduğumuz noktada artık Cumhuriyet için tehlike çanları çalmaya başladı ne yazıkki! Okullar değişikliğe uğradı. O halde bugün yine yeniden eğitimde bu slogana kulak vermeli ve önemle üzerinde durmalıyız..

"Öğretmenler gelecek nesiller sizlerin eseri olacaktır.” 

bugün okullar açıldı, hemen bitişiğmde bir ilkokul var, kalkıp camı açtım, öğrenciler sıraya geçtiler, büyük Önder CUMHURİYET'imizin KURUCUSU ATATÜRK ve silah arkadaşları için saygı duruşunda bulunuldu, ardından İSTİKLAL marşımız okundu ve hemen ardından AND'ımız okundu, gözlerim yaşardı. bugüne dek böylesine yürekten beklemeişmitim okul açılışını, beklediğime değdi, ama ya diğer okullarda neler oldu bilemiyorum, düşünmek de istemiyorum. Okul müdürünü , öğretmenleri ve öğrencileri camdan ağlayarak ,yürekten alkışladım..)
Emine Çakır

14 Eylül 2012 Cuma

bir bardak deniz suyu..!

Bir bardak deniz suyu ver bana ne olur,
mavisinden de koy bolca,manzarası da olmalı..
ama içine tuz yerine şeker koy,
karnım ağrıdığında, annem şekerli su içirirdi bana  geçerdi
yine geçermi dersin?
emine çakır
14.eylül.2012


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Paris'deki KAMİL

Paris'in nerdeyse orta yerinde diyebileceğim kocaman bir anıt, adını unuttum ne anıtıydı şimdi ama neredeyse 10 metreye varan kısmındaki kocaman ve siyah bir renle yazılmış KAMİL yazısını hiç unutmayağım kesinlikle.
kimbilir hangi akıllı taa oralara çıkıp adını anıtın üzerine yazarak ölümsüzleştirdi ve bu yaptığıyla gurur duyuyor...!

Hollanda'da eğitim ve sağlık.

Yine bir Türk genci elinde bir iki evrak bizimle birlikte trene bindi, lisanın gözünü seveyim, türkçe konuşunca ilgi çekiyoruz ya! hemen gülüp yaklaşıyorlar, nerden diyenler kendini tanıtanlar sanırım hasret çekenler bunlar bizde konuşuyoruz haliyle.
yardım etti şurda inin diyerek ve kendinen bahsetti.
anne baba ayrılmış baba hollada'da'da evli kendisi de orta ikiden terk ,babası çağırmış gelmiş, biraz zorluk çekmiş ama alışmış sonunda.
Türkiye'de olsam bu konuma gelemezdim diyor, neden? diyorum, burda okuyabildim diyor, Türkiye'de okumak zor, bir kere dibe indinmi bir daha imkansız yukarı çıkamazsın,ama burda birkaç kezde düşsen yine  çıkacak bir yol mutlaka var! dedi, sınav dahi yapmamışlar ,basit bir matematik sınavı sonrası çok yukardan başladım okumaya dedi, sonraki yıl beni biraz geri çektiler dil için dedi ama sonraki yıl yeniden yukardan başladım ve üni. bitirdim kolayca diye cevapladı, o ara tel geldi şakır şakır hollanda'ca konuştu. Engelliler okulunda eğitmenim dedi, burada %52 vergi veriyoruz sadece o kötü ama karşılığında okumak ve sağlık ücretsiz diyede ilave etti. ben utandım. bizde okullar paralı dedim, paran yoksa okuyamazsın sağlıkda aynı şekilde parayla yoksa sürünürsün, üstelikde bizde de burdaki kadar nerdeyse vergi var dedim benzin de şu kadar dedim biliyoruz zor durumunuz dedi, ama yine de Türkiye'de olmak isterdim diye de sözü bitrdi ve ineceği duraga gelmişti..

Amsterdam ve insana verilen değer..

Amsterdam'da kayboluş ve insan hakları...!
iki günlük bir Amsterdam seyahatindeki ikinci gün, deli gibi gezdik eğlendik ve otele dönüş için trene bindik ,gece saat 1'i son tren olduğunu biliyoruz, hava alanına yakın bir yerde konaklıyoruz epey mesafe var yani .
bindiğimiz tren meğerse hava alanından sonra rotasını değiştiriyor roterdam'a doğru yol alıyormuş, tam geldik hani iniyoruz diye hareket ettik, kapıya yaklaştık ama nafile tren durmadı üstelik yola devam ediyor. kondüktör bizi gördü türkçe konuştuğumuzu duyunca bir abooovvv çekerek bizi selamladı, nereye diye sordu, ineceğimizi söyledik ama olmazzz diyerek başını salladı, beni bir telaş aldı ama Ezgi rahattı nasılsa derdimizi anlatacaktı. adam içeri gitti bir iki telsiz konuşması yaptı yeniden gelerek konuşmaya başladı, Türk'müş ,babası nevşehir'li annesi kırşehir'li imiş, 4 yaşında hollanda'ya gelmiş adı Metin özcan'mış ,çok sevindim tabiki! güler yüzü ve bizi rahatlatmak için yaptığı şakalarla güldürmeyi de başardı.biraz muhabbet sonrası bir kağıda birşeyler yazdı soyadımı sordu onuda bir kağıda yazdı ve bize verdi şimdi ineceksiniz, siiz bir taksi bekliyor bu şifreyi ona gösterin soyadınızı söyleyin sizi otelinize kadar götürüp teslim edecek ve bir kuruş dahi ödemeyecksiniz, N S ödeyecek sizin adınıza ücreti diyerek yolu tarif etti indik. Garın etrafında iki tur attıktan ve taksilere sorarak yok öyle bir şey diye cevap aldıuktan sonra tam da bizi kandırdı diye düşünürken farkı bir polise daha soralım dedik. elimizdeki kağıdı gösterdik hemen ilgilendiler ve bizimle konuşarak buralar pek tekin yer değildir diye kendisi bizi taksiye kadar götürdü, taksi dedğimiz bir minübüsdü ve bizi bekliyordu gerçekten. adımızı ve şifremizi söyledik bizi hemen aracın için oturtdular ve 2 saat kadar süren bir yolculuktan sonra otelimize teslim ederek şimdi rahat bir uyku çekin diyerek iyi dileklerini de ileterek gittiler. ve ben hala otele geldiğime ınanamıyorum sistem beni hem şaşırtmış hemde korkutmuştu.aynı olay Türkiye'de başıma gelseydi diye düüşünmeden edemiyorum. onca yol, ıssız ve inanılmaz büyük bir gar ve sağ salim otele dönüş nasıl olurdu diye merak ediyorum. İnsana değer vermek böyle bir şey olmalı...!

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Ve, bir yıldızım daha eksildi hayatımdan. (M.Işın'a)

Ve, bir yıldızım daha eksildi hayatımdan.
duyduğumda inanamadığım bir kaybım daha oldu ne yazık ki! ,
ailemden birisi,sevdiklerimden, dost ,arkadaş ve ağbimdi.daha bir kaç hafta önce epeyce uzun bir konuşma yapmıştım, bir ameliyat geçirmiş, yine her zamanki gibi bana öğütler verdi. bir hafta sonra ararammı söylemişti ama ben arayamadım, hep bir işim mazaretim çıktı. hiç bir şeyi geciktirmeyin lütfen, şimdi içime dert olacak biliyorum, ama o affedecek beni yine.
o misyonunu doldurdu, mutluydu, çocukları ve eşi onu çok mutlu etti o da herkesi mutlu etti, kimseyi kırmadı, herkesi ve herşeyi sevdi. hiç  mi? şikayet etmezdi bir insan o etmedi.
aceleyle, mutluluğunu yaşadı, çocuklarını evlendirdi ve göçtü gitti. kimbilir belki de gittiği terde tatil yapacaktır.
Allah gittiğin yerde de seni mutlu edecek ,yolun ışık ,yerin cennet olacak eminim. biliyorum sevenlerini orda bekleyecek ve karşılayacaksın abicim ve seni çok özlicem biliyorum, bende çok emeğin var hakını helal et. görüşmek üzere..!

15 Temmuz 2012 Pazar

sokak çalgııcısı..!

Sıcak çok sıcak bir İstanbul gününde evde oturursun .hani gidecek ve yapacak bir şey yoktur.
yine öylesi günlerden biri bugün.
hava inanılmaz sıcak ve rutubetli, yapış yapış sanki herşey.
sevdiklerinin her biri bir yerdedir, hepsini görmek istersin ama gidecek hal bırakmamıştır sende sıcak. yapacak pek de bir şey yok aslında, gidilecek yerlerin planından başka.
oturursun cam kenarında belki de elinde bir kahve.
kahve beni her zaman rahatlatır nedense, kokusu tadı bir başkadır. bir dost,bir paylaşımdır, güzeldir kısaca.
dışarda bir akardion sesi, "şimdii uzaklardasın" seslendiriyor belliki yabancı bir sokak sanatçısı. öyle güzel geliyor ki sesi, hüzünlü ve yanlızlık kokan bir sestir, kalkıp dinlemek istiyorum . birazda para atarak bir eylemde bulunayım dedim.
beni her zaman hüzünlendirmiştir sokak çalgıcıları, baktım, en fazla 30 yaşlarında,başında bir şapka yana yatırmış, güneşten kızarmış suratı yanında da minik bir oğlan çocuğu sevimli cin  gibi birşey, hemen yukarı doğru baktı el salladı, müziği dinleyemedim bile bir iki parça birşey istedi, parayı aldı ,bekle dedim, hemen birkaç parça öteberi ,hazırladım ve balkondan attım. gülerek uzaklaştı eğildi çocuk terşekkür için birde öpücük attı ,sarışındı dalgalı saçları ve minik elleri vardı. uzaklaştılar birlikte,"üsküdar'a gider iken aldıda bir yağmur" çalarak, sesi gittikçe  uzaklaşarak ve bende bir tebessüm bırakarak....! 14.temmuz 2012 saat 18

26 Haziran 2012 Salı

sabahlar umutla başlamalı

sabah umutla uyanmalı, kötülükler kendini yok etmeli,yıkanmalı toprak bir güzel kokusunu duyana dek,çiçekler, çiçekler açmalı umutla, özgürce dolaşmalı kuşlar ,çocuklar hep gülmeli şekerleri ellerindeymişcesine pembeleşmiş yanakları ,gelinler mutlu olmalı ,özlemle beklemeler bitmeli yarın ve daha yarın..E:Ç

17 Haziran 2012 Pazar

Babalar günü

Bugün babalar günü ya hani!
benim babam benim yaram olmuş sanki,
o yüzden bilmem,sevmem kutlamaları,
benim babam, annemin gözünde ki hüzün
benim babam, benim eksik yanım,
benim babam, benim zayıf tarafım,
ruhumda ki yaram
ben annemin gözlerini ne zaman hatırlasam
o zaman aklıma gelir benim babam.
emine çakır 2012

11 Mayıs 2012 Cuma

Banka önünde ki çöp konteynrları..

Bundan birkaç gün önce beşiktaş belediyesini arayarak geri dönüşüm kutuları rica ettim bulunduğumuz sokak için ,ayrıca hemen karşımda ki bankanın nerdeyse kapısının önünde olan 3 adet çöp konteynrlarının oradan kaldırılmasını talep etmiştim.
saolsunlar, hemen ilgilenmişler ve bu sabah iki beyefendi geldiler, geri dönüşüm kutuları için yer belirledik, fakat çöp kontynrları için birşey yapamayacaklarını söylediler, nedeni ise kimsenin başkasının çöpünü istemediği idi üstelik yer de yok denildi. Kendilerine yer gösterdiğim ve "ben apartman görevlsini uzak da olsa oraya yollarım,yeter ki! bunlar buradan kalksın, bakınız bu banka zaten mimli bir yabancı banka birşey olursa sorumluluk alıyormusunuz" dediğim de, soy adı ben de saklı olan kemal bey bana "bakın, herşey allah'tan, suçluyla başedemezsiniz, adam bisiklete koymuş bombayı patlatmış" deyiverdi, ben de " herşeyi Allah'tan beklemeyin, bir şey olursa eğer,sizi Allah dahi kurtaramaz" diye cevapladım. Allah'tan ,"haklısınız ama garanti veremem kalkacağına" ,gibi abuk sabuk bir şey geveledi, yanında gelen kişi daha derli toplu en azından mantık yürütebilen birisiydi o hak verdi ve bir iki yer önerisinde bulundu en azından, sonra da üst makamlara bildireceklerini söyleyerek gittiler. bakalım sonuç ne olacak merakla bekliyorum.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

AĞAÇLAR ÖLMESİN...!

Ağaç sevmeyen innsamları sevmem, doğaya düşmandır hani nedendir bilemez ya! sorar dururuz neden kesiyor insanlar,güzelim ağaçları, neden kirletiyor doğayı diye.
Ben buldum nedenini sanırım ve doğru çıktı.. İnsanlar kendinden daha fazla yaşacağından dolayı sevmiyor doğayı, ağacı.
başımdan geçtiği için biliyorum ya da sanıyorum diyelim.
Birgün, bundan çok yıllar önce oturduğum apartmanımın arka cepehsinde bir hayli meyilli bir toprak bulunuyor ve ben onun kaymasını önlemek amacıyla 7,8 adet kestane ağacı diktim, ama bir sabah kalltığımda hepsinin sökülmüş olduğunu gördüm.
tabii ki araştırmalarım sonucunda, ağaçları birinci katta oturan yaşlı bir kadının ,arka odasının gölge olacağı korkusuyla söktürdüğü ortaya çıktı, bir hayli üzüldüm ama yaşına hürmeten susmayı tercih ettim, kırgınlığımı bir kaç kez ifade ettimse de hala aynı şeyleri söylemeye devam etti.
Bir yada iki yıl sonra vefat ettti kendisi, ben hemen yeniden bir kaç tane ağaç dikerek kırgınlığımı gidermeye çalıştım. Amacım yine aynıydı, ağaçları .çok seviyorum yeşile bakmak beni rahatlatıyor, herkesinde rahatlayacağını biliyorum.
kendisinin vefatı 6 yılı buluyor ve 6 yılda arka bahçemde 3 adet çam, iki adet erik, bir elma, 4 adet malta eriği, bir çitlenbik ve bu yıl yetişrebildiğim limon ağacı ve trabzon'dan getirtdiğim bir karaağaç fidanı var., bu iki fidanım hariç diğerleri 6 yılda bir hayli büyüdü ve ben onların büyüdüğünü  gördükçe inanılmaz mutlu oluyorum. Kimbilir! benden sonra da yaşayacaklarını (umuyorum) ve kimbilir benden sonra daha kimleri mutlu edecek o ağaçlarım. biliyorum insanlardan çok daha fazla yaşayacak ağaçlar, bırakabildiğim bir nefes, bir yaşam, bir yaprak, bir isim. Beni yaşatacaklar ardımdan bir kişi dahi nefes alabilirse sayemde ne mutlu bana.

8 Mayıs 2012 Salı

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN..!

Dünyanın tüm annelerine çocuklarının verdiği öpücük yeterli.
Benim annem, şimdi bulunduğum yaştan daha genç iken vefat etti, bir sürü çile çekti,ama beş evlat yetiştiren güçlü, tuttuğunu koparan, her işin altından başarı ile çıkmayı başaran, tipik bir hayırsız eşe rağmen çocuklarının başından ayrılmayan ve onlara tüm sevgisini gösteren biriydi. Ve o hayırsız adamı özleyerek gözleri açık gitti. ben o yüzden babalar günü kutlamasını sevmem.
Ben de şimdi dünyanın en güzel hediyesi olan bir evlata sahibim ve onu çok ama çok seviyorum.
Şİmdi bir hayli eskiye yani kızımın ilk okula gittiği günlere dönerek, bir iki anı anlatmak istiyorum.
ben iyi yapılmış fırın makarnayı çok severim bunu da kızım bilir, okul da yediği bir öğlen yemeğinde sunulan fırın makarna dilimini cebine koyarak bana getirmeye kalkmış ama serviste eve gelişi uzadığı için karnı acıkmış cebinde tuttuğu makarnaının yarısını yediği için vijdanı sızlamış, servisten iner inmez ağlayarak " çok acıktığım için sana getireceğim makarnayı yedim" demişti, bu aldığım en güzel hediyelerden birisiydi, diğeri ise, yine bir anneler gününe yakın zamanlarda okulda açılan kermesden alışveriş yapmış ama parası ancak ,Tamek marka teneke kutuda domates salçasına yetmişti, hatta bunu paket yaptırıp kurdele dahi taktırmıştı, eve getirip bana hediyesini verdi ,paketi açıp domates salçasını gördüğümde nasıl şaşırıp mutlu olmuştum anlatamam. Hatta bir süre onu açarak kullanamadım, öylesine güzeldiki! bana dünyanın tüm mücevherlerini verseler kızımdan aldığım bir öpücük ve o domates salçası kadar beni mutlu edemezdi..Çocuklarınızdan alacağınız öpücükler eksik olmasın..!

4 Mayıs 2012 Cuma

oniki saatlik bekleyiş ve üzerimizden bir tır geçisi sonrası..

bugün, üzerimizden sanki bir tır geçip gitti, tam oniki saat süren bir bekleyişden umuyorum zaferle çıkıcaz.
büyük bir ameliyat geçiren aile büyüğüm sevgili dayım, başarılı geçen bir ameliyat çıkışı yogun bakıma alındı, böylece üzerimizden geçen tırın farkına vardık ve herbirimiz pestil haline gelerek ağlama krızlerine girdik.
çok şükür, şimdilik herşey yolunda umarım böyle de devam ederek bu kazayıda atlatıcaz..

3 Mayıs 2012 Perşembe

Assos gezisinden..

kısa bir tatiden yeni döndüm, Assos,Cunda ve Ayvalık gezisi, herşeyiyle güzel geçti sayılır sadece otelin buz gibi oluşu hatta sezonu açmadıklarından dolayı herkesin buz gibi havada uyumaya çalışması insanları zora koşmuştu ama ben her koşulda şikatyet etmeyi sevmediğimden bunuda sadece küçük bir gripal zararla atlatmayı başardım.
uzun yürüyüşleri her zaman sevdiğimden çok keyif almıştım, ama size şimdi anlatmak istediğim şey rehberimizin pek de bilgi konusunda dolu olmayışıydı ya da anlatmaktan imtina ettiği olabilir tam da kestiremedim.
en son durağımız olan Assos'da Adatepe diye bir yerde  kısa ve dik bir yürüyüş yaparak tepeye vardık, turdaki herkes(genelde gençler vardı) diğer turdaki rehberin etrafında toplanarak bölge hakkında bilgileniyorlardı, biz ise iki arkadaş(yaş olarak aynıydık ve birlikte tura çıkmıştık) diğer gençlerden bilgi alıyorduk..
tepeden inip küçük bir köye ulaşınca meraklanarak rehberimize burası nerden kalma ve bu evleri acaba kimler yaparak bizlere bıraktı diye garip gelen bir soru sormak gafletinde bulundum, cevap olarak" napacaksınız kimden kaldıysa kalmış, adatepe köyü işte gerisini boşverin" oldu.. daha sonra bir çay molası verdiğimiz için çayı getiren garsona sorduk, öğrendik ki! bu köy ve taş evler 1780 li yıllarda rumlar tarafından yapılmış daha sonra mübadele yıllarında ise türklere kaldığını anlattı, ben de büyük bir gafletle tekrar rehberimize, garsonun söylediklerini anlattım cevap yine şaşırtıcıydı " herkese inanmayın hepsi yalan uyduruyor bildiğiniz köy işte" deyince, ben gülme krizine girdim ve hala aklıma geldikçe gülüyorum...

14 Nisan 2012 Cumartesi

sakızları çiğneyip sokağa atmayın lütfen..!

Evden bugün sıkılarak dışarı çıktım, paltomu elime alıp kapıyo kilitlediğimde uzun sayılacak bir yürüyüş yapmayı düşünüyordum.hangi yöne gitsem diye düşünürken bir martı gözüme çarptı, kocaman bembeyaz gövdesi, iri gözleri vardı biraz şaşkın biraz ürkek bilmediği tanımadığı yerde yürümeye çalışıyordu, o an anladım yürümekte zorlanıyor nefes alamıyordu. hemen yanına yaklaşarak elimi uzattım, geriye kaçmaya çalıştığı o an gördüm ağzındaki beyaz ve yapışkan şeyi. biraz daha sabır ve merakla yaklaşarak elimle o büyük ve beyaz gövdeyi kavradım.gözlerime inanamadım ne yazık ki çiğnenmiş ve artık bıkkınlık yarataratak sokağa atılmış bir sakızı yiyecek zannederek ağzına almış ve bu duruma gelmişti. oysa kaç kere uyarmıştık,sakızları çiğnedikten sonra lütfen sokağa atmayın diye insanları, çünkü kuşlar onları yiyecek zannederek ağızlarına aldıkları anda maalesef sonları ölüm oluyor diye. bir kez daha bunu gözlerimle gördüm ve insanların yaptığı bu basit gibi üstelik çok küçük gibi görünen görünen ama başka bir canlıya zarar veren, bu olaya kızarak , elimdeki o beyaz martı ile koşar adımlarla mahalledeki veterinerin yolunu tuttum. bu kez kurtardık ama bir dahaki sefere garantisi yoktu biliyordum minnet bakışları arasında yolcu ettiğimde içim hala buruktu...

12 Nisan 2012 Perşembe

söylemek istediğim çok şey var...!

Söylemek istediğim çok şey var ,,anlatsam olmaz ,
söylemeye kalksam, düğüm olur boğazımda, konuşamam..! E.Ç

kankime (Ç)

Bir kankim var benim, aman ha! kendi gibi ,adı gibi ,güzel ruhu var..
hemen her yazdığımı okuıyor okumasına da,üstelik cevap da verdi bir kaçına beğendim falan diye,
bugünkü yazımı okuduğunda yine cevap verdi ama, " kankim bunlar senin yazınmıydı ancak jeton düştü" diyerek.
yahu canım benim ,seni nasıl sevmem ben, güzel arkadaşım (ama gerçekten tescillisinden hemde) ancak şimdi jetonu düşen canım, sevindi elbette biliyorum sever de beni, herşeyi güzel yaptığımı sanıyor.
arada kıskançlık yaparım çeker beni, huysuzluk yaparım yine çeker. sevdiğimi biliyor ya ondan sanırım.
yoksa öyle kimsenin kaprisini çekmez, ben de bunu bildiğimden yapıyorum tüm kaprisimi ona.
kankimle beni tanıştıran biri var elbet, ona ne kadar teşekkür etsem az gelir gerçekten, şöyle dedi birgün, " emoş, anlaşacağın birisi var onunla mutlaka tanışmanı istiyorum" iyi de ben de öyle hemen birileriyle kaynaşamam, kimseye yeni baştan kendimi anlatamam, elimde olanlar bana yeter demişim içimden.
ama o gün geldi tanıştık ortaköy'de anında sarıldık, kaynaştık , o gün bugün kopmadık, haa! biz sırdaş olduk gece yarılarına dek konuştuk ,dertleştik, o benim halimi ben de onun halini anladım uzaktan hep.
hep yanımda ol kankim, ben hep senin yanındayım ,bir telefon kadar uzakta, canımın İstanbul köşesiydin şimdi canımın Bodrum köşesi oldun. seni seviyorum ,canım benim...!

arkadaşımın yaptığı ekmek, geçmemiş bensiz boğazından.!

aylardır ekmek yememişsindir,dikkat edeceksin ya hani?
bir kaç kiloda vermişsin mutlu olmuşsundur, gayet de iyi gidiyordur rejimin, moralde bulmuşsundur sen şimdi..
giysiler rahatca oluyordur artık üstüne,aynada rahatsız olmuyor, üstelik kendine güvenin de gelmiştir.
varmı öyle herşeyin yolunda gitmesi!
hah! eski bir dostun ,elinde bir kaç somun ekmek, yapmış evinde sana getirmiş , üstelik kendi boğazından geçmemiş illa sen de ye istiyor, tamamen iyi niyetle üstelik..
ne yapacaksın yiyeceksin tabii ki!
nitekim, yedim ben de, ohh! öyle de güzel olmuş ki gerçekten ellerine sağlık canım arkadaşım, madem geçmedi boğazından bensiz ekmek, yemezmiyim! yerim senin için..
 sen ki, taa taşındığın o yerden benim için yapıp getirmişsin sıcak sıcak yemezmiyim! yerim elbet..
canım dostum arkadaşım, madem ki sen yaptın ve geçmedi boğazından o ekmek, varsın bir kaç kiloyu geri alayım ne varmış senin için, hatırın için, madem ki sen yaptın ve benim için getirdin sıcak sıcak yedim gitti işte hem de tam tamına bir tanesini indirdim mideye.!

8 Nisan 2012 Pazar

Bugün pazar ve tüp gaz bitti...

Bugün pazar ve nedense  her zaman ki gibi tüp gazın biteceği tuttu.
ve ben yine sinir olacaktım ki! gaz istemek için telefon açtım , fiatını biliyordum ama nedense bir kez daha sorayım dedim , çünkü her ay zamlanan bir şeydi,hani bugün pazar ya! ona göre yanımda parayı hazır edeyim diye, karşıdaki ses" 67 lira "dedi ,benden "aaaa niye!" diye çığlıkımsı bir cevap alınca ,adam gülme krizine tutuldu. ee malum bu kadar çok şaşırmam doğal efendim ,nasıl olur hala inanamıyorum dedim.karşıdaki ses de "aynen ben de inananamıyorum hanımefendi ,düzelir inşallah, az da değil tam 10 lira eksilmiş "deyince bu kez ben şaşkınlığımı atıp, kahkahayı basıverdim..eve  tüp getiren adama bir kaç lirada fazladan vermek için hazırlığımı yaptım, gelen kişi tüpü takarken "ee gaz ucuzlamış" dedim,  adam meraklanmayın bir iki güne kadar iki misli olacak deyince bir kez daha şoka girdim çıkamıyorum .iki ses telde, 3 ses ve her biri farklı , şaşkınlık, ilahi komedyaa...))))) ben hala şoktayım sanırım...

7 Nisan 2012 Cumartesi

balkon çiçeklerim..

Bugün inanılmaz bir baş ağrısıyla uyandığımda tüm günümün kötü geçeceğini sanıyordum, bildiğim tüm yuöntemleri  deneyerek migren ağrısını hafifletmeyi başarabildim ve öğleden sonramı balkonum için çiçek almaya ayırdım.. Ulus'ta büyük bir sera'ya giderek inanılmaz çiçeklerin arasında buldum kendimi.
ama yine de bildik çiçekleri almayı ihmal etmedim, tabiki öncelik papatya'yadan yanaydı ve mutfak penceremden o güzelim papatyalrın göründüğünü düşünmek bile beni mutlu etti.
uzunca bir zaman harcadım , vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım .eve çiçeklerimi getirdiğimde ,nerdeyse hava kararamaya yüz tutmuştu, hemen balkona yerleşimlerini yaptıktan sonra onlara doyasıya bakmak için masama oturdum.. yukarda ay bütün çıplaklığıyla oturmuş beni izliyordu sanki, kocaman ve sapsarı, papatyalarıma inat açmıştı bu gece dolunay..
şimdi sıra ,ince belli bardakta demli bir çaya geldi...iyi akşamlarr....!
Onlar sadece kağıttan kayıktılar,
birgün ,
hayallerimle birlikte yok oldular..E.Ç

6 Nisan 2012 Cuma



                     Güneşe arkanı dönersen ,gölgen büyük olur ancak kendini kandırırsın..E.Ç

2 Nisan 2012 Pazartesi

bir ellerin kalmış aklım da

BIr ellerin kalmış aklım da,
bir yalanların,bir de ihanetin.
Yüzün hayal meyal hatırım da..
E.Ç

canım dostum, can arkadaşım (R)

bir kahve alıp epeydir seyehatte olan dostumu aramak istiyorum,
mutlaka kahve alıcam çünkü dostla birlikte çok güzel giden ikili..
dostum diyorum ya hani gerçekten kardeşden ötedir benim için, öyle ki! pek de küçük sayılmayan bir operasyon geçireceğim zaman ,lütfen gelme, tek başıma gitmek istiyorum tek olduğum zaman daha güçlü oluyorum bir de senin üzüldüğünü görerek ameliyataa girmek istemiyorum ,hem öyle üzülüyrusun ki kaşların düşüyor demiştim.
ama o benden bile erken gitmişti hastane kapısında beni beklerken buldum kendisini, yanıma gelerek aynen şöyle dedi " nasıl iyi olmuşmu baaak kaşlarımı düşmesin diye jöleledim", gülme krıziyle ameliyata girmiştim. seni seviyorum canım arkadaşım benim, ve seni hayatıma kazandıran her ne ve kim varsa minnet borçluyum..

1 Nisan 2012 Pazar

küçük detaylar acıtırmış meğer.!

YIllar öncesi yaşanmış birşeylerden küçük bir detay ,bugün öğrenildiğinde de insanın canı yanıyormuş meğer,
Bugün öğrendiğimde canım yandı gerçekten....
diyecek bir şey yok, sadece bugün ,yaşadıklarımın aynısını yaşamasını istediklerim var, ve dünya gözüyle görmek istiyorum.........

27 Mart 2012 Salı

27 mart DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ...!

"DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ "KUTLU OLSUN ,demek için, dünya başkent 'leri arasında olan ,Konser ve opera salonu olmayan tek başkent ANKARA'da ,ne yazık ki olanlarında yok edildği günümüzde,. gel de kutla şimdi, vazgeçtim kutlamıyorum kardeşim olmasın böyle bir gün de varsın ,zaten ne var ki bu da olmuş olmamış, aslında yeniden güncelleme gerekiyor...! TÜRKİYE  her neredeysen ,nerde yaşıyorsan..!

24 Mart 2012 Cumartesi

BAHAR GELDİ, YANGINLARA DİKKAT...!

Bahar geldi, evet evet ,bahar geldi artık.
havalar çok güzel gidiyor, hafta sonları artık çayır çimen dolaşmak gerek.
Tamam da.! o ızgara kokusu ne olacak..! nerde olursa olsun bir avuç çayır çimen nerde varsa orda cümbür cemaat piknik yapmakta,
ne sahil boyunca yürüyebilirsin ne de bir yerde oturup ,boğaza karşı  ,ince belli bardakta bir yudum çay içebilirsin..
ormanlar yanıyor piknikte,mangalla birlikte.. kokusundan geçtim, görüntüsü de neyse ama orman yangınlarıyla içim de yanıyor benim..
çok yakın bir zamanda ağaçların ve doğanın yavaş yavaş yok olmasıyla nefes dahi alamayacığımız kesin.....!

İYİ BİR ÇAY DEMLEME NASIL YAPILIR...

İYİ BİR ÇAY DEMLEME NASIL YAPILIR... öncelikle dökme çayı hiç yıkamadan demliğin içine koyuyoruz; ardından yine demliğin içine çayın en üst noktası su altında kalacak kadar oda sıcaklığında su konur. Altındaki hazneye de yine oda sıcaklığında su konur. Demliğin burun kısmı bir peçete parçasıyla kapatılır ve içerideki buharın dışarı çıkması engellenir. Çaydanlığın alt haznesinden gelen ısı, yukarıdaki çayı yavaş yavaş ısıtır. Bu süreç yeni tanışan iki kişinin sohbetine benzer; muhabbetin zirvesine ulaşmak için ön bir tanışma gerekir. Ardından alt haznedeki su kaynayınca, demliğin tam merkezine yavaşça dökülür. Ardından demliğe yeniden oda sıcaklığında su eklenir ve orta ateş kaynama süresine devam edilir. Toplam demleme 45 dakika kadar sürer. Çay demlendiğinde, bardaklara dem sadece bir parmak kalınlığında servis yapılır. Çay tavşan kanı bir renkte servis yapılır ve afiyetle içilir. Tecrübeyle sabit ilginç bir değerlendirme de, bu şekilde demlenen çayın aradan zaman geçtikte daha da güzelleşmesine ilişkindir. Üç saat sonra aynı çayı içtiğinizde, çay ilk demlendiğinden çok daha güzel bir lezzet sunmaktadır. Bu demleme yöntemiyle kaliteli bir çay harika, kalitesiz bir çay dahi “iyi” olmaktadır. Tandoğan ailesine tarif için teşekkürler diyorum.

16 Mart 2012 Cuma

ARADA BİR BİRİKTİRDİKLERİNE BAKMALI İNSAN..

İnsanlar arada neler biriktirdiklerie bakmalı diye düşünürüm..
Kaybettiklerim ve kazandıklarım diye baktığımda , kaybetmiş saymıyorum kendimi, hatta gün geçtikçe daha da çok kazanmış ve ilaveler yapmışım yaşantıma,
Bir sürü dostluk biriktirmişim ve bir çok sevgiler eklemişim.  gün geldiğinde yeşerecek bir sürü de sevgilerim var daha ilerde dostluğa dönüşecek..
bugün bir dostumun ,can arkadaşımın babasının ölümüyle sarsıldım, oysa çok değil daha bir hafta kadar  önce iyileştiğini konuşup sevinmiştik birlikte, uzakta olmanın verdiği ağırlık var üstümde, keşke yanında olup acısını paylaşabilsem hafiflermiydi acaba biraz da olsa!
Hiç sanmıyorum ,ben Annemi kaybedeli 28 yıl oluyor ama acısı hala dün gibi aklımda kalbimde hissediyorum, hatta gittikçe özlemi artıyor.
Dostları olmalı insanın, yanında olabilecek,.
acını seninle paylaşabilecek sevincini neşeyle kabul edecek ve senin kadar sevinip mutlu olabilecek...


11 Mart 2012 Pazar

SEN BENİM HEM SEVİNCİM HEMDE ACIMDIN.!

Evliliklerin sadece sevinçler ve mutluluklarla dolu olduğunu sanmak biraz yanılgı olur.
bir flim izledim muhteşemdi , Clooney'in sarfettiği sözler içime öylesine dokundu ki anlatamam.
"sen benim hem sevincim hem acımdın Elizabeth" diyen aktrist tüm izleyenleri bu son sahneye kitledi.
üstelik ihaneti görmüş ve yıllardır kandırılmıştı ama ölüm döşeğindeki kadına bu sözlerle veda etti..
lütfen herkes gidip izlesin ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. (SENDEN BANA SON KALAN, GEORGE CLOONEY)

8 Mart 2012 Perşembe

Bugün 8.mart kadınlar günü ya hani!

Bugün 8.mart kadınlar günü ya hani!
daha  önce yazdığım yazıda olduğu gibi ,herkes ama herkes kutlama mesajları yollamış, bu güne inanan, inanmayan, kadına zülmeden ,etmeyen.
Aynı gün gazete başlıklarında kartısı asit dökerek yakan adam boşanmak isteyen karısını bilmem kaç yerinden dşerek öldüren adam, hatta sadece kadın olduğu ve düşüncesi için yıllardır hapis istemiyle yargılanan bir kadın fotoğrafları ile dolu, hemen altında ise kadınlar gününüz kutlu olsun diye garip mesajlar..
olmayan bir günün kutlaması olursa bence kadına hakaretten başka bir şey değildir bu, hem dövecek hem söveceksin, tecavüz edeceksin, evde, tarlada, işte heryerde çalıştıracaksın sonra da bu sana kutlama diyerek birgün  kutlama yapacaksın sırf gözlerini boyamak için, cahil kalması için elinden geleni yapacaksın, okutmayacaksın, çalıştırmayacaksın, küçük yaşta evlendirmeye kallacaksın sonra birgün bak sana bu övgüdür tüm bunları sana yaptığımız için kutluyorum diyeceksin..
yine sırf kadın olduğu için taciz edeceksin,"saçı uzun aklı kısa" sen ne anlarsın diye küçük göreceksin, işe almayacaksın, gece sokakta görsen tecavüz bile etme hakkını kendinde göreceksin, ne bu böyle "kadın gibi gülme" bile diyeceksin, utanmadan birde üstüne dalga geçer gibi bu gün senin günün hadi kutlu olsun, diyeceksin.....
Ne zaman insan olduğunuzun farkına varırsınız, ne zaman insan gibi davranırsınız ,kadınların da sizden daha da yüce üstün varlıklar olduğunu anlayabilirsiniz , beyniniz sadece insan beyni gibi çalışır,kadınların kazanılmış haklarını ihlal etmemeyi bilirsiniz, sevgili olursunuz,davranışlarınız değişir insan gibi adam gibi olunrsunuz işte o zaman asıl kutlama yapılabilir, hatta insanlık günü adı altında kutlansa çok daha iyi olur....

3 Mart 2012 Cumartesi

Ne mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk kadınına, ne mutlu O'na sahip olan Türk milletine...

Kadınlar günü...,
..
Anneler günü, Babalar günü, sevgililer günü, falanca günü ,filanca günü ,bla bla bla günü ve kadınlar günü...
365 günlerin her birisi ,bir meslek ve canlı gününe ayrılmış,böyle olacağına hergün insana saygı, doğaya saygı ve yaşama saygılı davranılsa fenamı olur.!
her zaman söylüyorum ,doğa bir gün insanlıktan intikamını alacak diye, almaya başladı bile ama hala insanoğlu anlamazdan gelerek kötülük yapmaya devam ediyor.
hergün bayrammış gibi hergün anneler günü veya kadınlar günüymüş gibi davransak, kadınların en azından verilmiş yada kazanılmış haklarını korusak, ellerinden almaya kalkışmasak ve hatta kadın olarak söylüyorum, bu haklarımızı savunabilsek, ileriye gidemiyorsak bile elimizdekileri korumanın yollarını bulsak..
kadınlar günü diyerek şimdi bir hafta tv de gazatede ahkam kesilecek ,günlerce konuşup durulacak..
hele de erkekler, kadınlar hakkında atıp tutacak..
kadına saygı, insana saygıdan geçer, insana saygı ise önce kendine saygıdan geçer, kendine saygın varsa herşeye saygılı davranacaksın , kimse de edinilmiş haklarından olmayacak hatta dahada ileriye gidebilecek.
iyi ki! bir kadın olarak dünyaya gelmişim ,diyorum ve iyi ki! kazanılmış haklarımı zorda savunabiliyorum..

Türkiye'de kadınlar ATATÜRK'ün girişimiyle 20 Mart 1930'da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933'te Köy Kanunu'nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık1934'te yapılan anayasa değişikliğiyle kavuştular.

Fransa ve İtalya!da ise 1946, İsviçre!de ise 1971 de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır..
Atatürk Devrimleri' nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını "şeriat" zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur.

Haydi bakalım, KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ( sadece bir günlüğüne..!)

ANI yaşamalı insan...!

Bu günün üstüste gelen ölüm olayları,hayatın gerçeğidir bilirsin ama nedense kabullenemezsin bir türlü..
gittikçe ,arkadaşların gider birer birer ve sen kendine de sıra gelecek diye düşünür durursun garip şekilde ya hani!
yanlızlıga bir kez daha takılır kalırsın, öyle günlerden birgün yine..
hayat ne kadar tuhaf, bilerek ölümün kaçınılmaz olduğunu kabullenmek bir o kadar da acıtmak içini..
sadece insanlar  kabullenmiş ölümü, taş dahi çatlamış diye bir söz var eskilerden.
Allah sabır veriyor desem değil, ama dayanma gücü veriyor doğru istediğin kadar sabretme ne çıkar, ama dayanabiliyorsun hatta öyle bir şey ki! bir iki saat sonra gülebiliyorsun bile. insanlar nankörmü yani? gülebiliyor diye eleştrmekmi gerek?
Yaşamak çok güzel bir olay, her ne olursa olsun hayatta ,yaşamak  çok güzel..
her şey bitmeden, yitirmeden sevdiklerini, gecikmeden ,hayatın gerisinden bakmayı bırakarak yaşamayı seçmeli, sevdiğini söylemelisin,

geçmişle yaşamak sadece hayatı izlemektir, içinde olmalısın hayatın, o halde ANI yaşamalı insan...

1 Mart 2012 Perşembe

BİR DOĞUM OLAYI..!

Veee ,!
bir doğum olayı, apartman görevlimizin zili çalmasıyla şaşırdım, çünkü servis saati değildi, ve genelde benim zilimi pek çalmaz.
hayırdır diyerek açtım kapıyı ve maalesef gelinlerinin doğum yapmak için gittiği hastanede ne yazık ki! komaya girdiğini söyledi, ağlamaklı gözlerle. birden canım son derece sıkıldı.
hemen hastaneye gitmem gerekiyor diyerek izin istedi, (yönetici olmam sebebiyle)..
tabiki hemen git ve ihtiyacın olduğu zaman hemen ara diyerek tenbih ettim, gideli yarım saat olmadan telefon geldi bebek maalesef kaybedilmiş anne ise komada, normal doğum yapılamamış ve 20 dakika kadar kanamalı olarak bekletilmiş.ama nedense doktorların sezaryen tercih etmemesi sonucu olanlar olmuş,
bir anne ve yitik bir bebek, ne umutlarla beklenmiş güzellikler şimdi yok.(
anlşık yaşayacaksın diye boşa denmiyor, biraz önceki hiçbirşey aynı şekilde devam etmiyor her an değişikliğe uğrayabiliyor hayat, o halde büyük umutlar da beslenmemelimi?
insanları sınıflandırmayı sevmem ama bu durum özel hastanede olsa ne olurdu diye merak etmiyor değilim, ve sonrası neler olurdu diye.
Anneye kan aranıyor, allah'tan bulunan bir kan ve ailesi başında bekliyor.
umutların ve geleceğin bittiği bir gün daha ve maalesef insana değer verilmiyor..
üzücü olan bu...!

29 Şubat 2012 Çarşamba

BASİT YAŞAMAK ...!


Bir zamanlar...!

Evlerin tek eğlence kaynağı radyo ...ve
Radyoda İstanbul'un mutena semti Çiftehavuzlarda daire dağıtan İŞ bankası reklamlarıi ve meşhur kumbaraları ( bir tane vardı benim.) sümerbank ve bir tanıdığımın orada çalışması sonucu devamlı giderek defter kabı almalar, mavi ve kırmızı naylondan yapılma kenarında ise bankanın amblemi olan.... Reklam kuşakları içinde Uğurlugil ailesi.... Çocuk saatinde...Tom amcanın kulübesi Seksen günde devrialem. ARKASI YARINLARI SABIRSIZLIKLA BEKLEMEK, , bir sürü skeçler ve Kamelyalı kadın.... insanlar yaşadıkça ve oyunlaştırılmış klasikler. Gongun arkasından “ Saat on dokuz. şimdi haberleri veriyoruz” anonsu. evdekilerle beraber sus pus bir köşede haberlere kulak kabartmak. ama spikerin söylediği şeylerden hiç bişey anlamamak.TRT deki müzik yayınlarıve eğitici proğramları.Sabite Tur Gülerman'dan şarkılar dinlediniz..
Yurttan sesler kadınlar korosu,TSM öğretileri TRT sayesinde.ve tabiki masal saatleri...

Kıbrıs ...Enosis..
Makarios ..
Kore ,Vietnam ...
Ecevit..Demirel....?????
Demirel'in neden sürekli başbakan olduğunu anlayamamak..
Gazetede sıkça resmi görülen Onassis'le radyodan duyulan enosisi aynı şey zannetmek.
Çalışanlar için geçim sıkıntısının diz boyu olduğu bir dönem
ayakkabı, palto almak için kapalı çarşıya gitmek.
Çikolatayı sadece misafirin ikram amacıyla almalar..

Kışın karda incecik ayakkabı ve içinde kısa beyaz çorap ,saten
siyah önlük ,üstünde küçülmüş (muhtemelen abladan kalma palto) ile okula gitmek. okul önlük yakalarını soba borularında ütülemek, ve her daim düzenli olmak, kurşun kalemlerini jilet yada bıçakla açmak(ki kalemtraş henüz icat edilmemiş) bu yüzden sürekli kazaya uğramak..
ablalara bir koşu gidip ses mecmuası almak..en büyük eğlencenin henüz köprüden diğer tarafa geçerek parka veya sinemaya gitmek olduğu dönemler..(çarşamba'da) ve bezden bebeklerle oynamak...ve henüz komşulardan bir pişirimlik kahve, şeker ve tuz istemeler..

saçlarda bigudi modasının başlaması ,lüleler ve topuzlar yapılması.
Mini etek , jileler,Maksi manto giyen genç kızlara gıpta ile bakıp onları giyecek yaşa gelmeyi iple çekmek. Blujin'in henüz Türkiye'ye gelmediği ,olsa bile kaçak bulabıldiğimiz jean pantalonlar..kaçan naylon çorapları yeniden onarmak için taa tünel'de tamirciye götürüp çorabı giymek için bir hafta beklemek zorunda kalmak..
(samanyolu) berkant,bir başka sevgiliyi sevemem şarkısı(erol büyükburç hastası olmak) ve yıldızların altında şarkısı söylemek ,ağaçlara kurulan salıncaklarda.

Sinema ve Tiyatronun henüz değerini yitirmediği yıllar
Ablalarla sinemaya gitmek için ağlamak ama her gidişde mutlaka mide bulantısıyla gelen kusmalar ve abladan azar işitmeler... türkan şoray,fatma girik, filiz akın,belgin doruk, ayhan ışık, mualla sürer,vahit öz, Adile Naşit,domates güzeli ve daha niceleri ama Dicle Han Babahan'dan çok korkuyordum(flimden etkilenmişim demekki)..

İstanbul'un Gülhane Parkı.Beşiktaş deniz kenarı taksim'den yürüyerek inişler,
Ankara'nın Gençlik Parkı ,İzmir'in ENTERNASYONAL Fuarı;Taksim'deki sular idaresinin şırıl şırıl akan sularını izlemek için dahi taksim'e gitmeler.

Gülhane'de kukla izlemek. İbişin kahkaha tufanını seyretme sayısını hatırlamamak. Gençlik parkındaki havuzda kayığa binmek.

Samsun fuarına gidip bir iki kolye yüzük almalar(imtasyon),İzmir Fuarına giden bir akrabanın getireceği kurmalı oyuncağın hayaliyle yaşamak.İzmir'e gelince ayaklarının altı su toplayıncaya kadar gezmek Kordonboyunda ve BOĞULUNCAYA KADAR BUZ BADEM YEMEK...Beyoğlu'nda akşam yürüyüşleri, annemle mutlaka fındıklı çikolatalar almalar.

evden giden bir kucak odunla yakılan sobalı okullarda tüten dumanı eğlence yapmak.küzinelerde kestane ve patates (kumpir) pişirmek..
Amerikan yardımı iğrenç süt tozlarına
katlanmak. ( o yıllarda nimet olarak nitelenen yiyecek içeceğe iğrenç
deme gibi bir lüksümüz yoktu. kırardı anamız bacaklarımızı vallahi. bu
şimdiki benzetme ) Anne tarafından kaş ve gözle öğretiler...
Tenefüste ip atlamak ,sek sek , beş taş oynamak .
23 nisan'da pamuk helvaya benzer bir kıyafetle ront yapmak.
Ertesi sene İzci olmak.
satılan iki demirbaş simit 25 kuruş. gazoz 35 kuruş.
25 kuruşluk külahlarda Ayçekirdeği. Kolalı ilk içecek (Kocataş Kola).

Küçük kaplarda ağzımıza burnumuza kaçan Leblebi tozları,bayramlar haricinde hiç tatil olmadığı için karda kışda okula devam etmek.

Amerika neresi ?
Kennedy.. kim? niye öldürmüşler ki ?
Orak& Çekiç 'de ne ki ?
Şah Pehlevi ?
Ya Güzeller güzeli
Kraliçe SÜREYYA ...O da kim ?


Fatihin çarşambası giyim kuşam yiyecek içecek için
kapalıçarşıdan sonra alışverişin ikinci adresi. parça kumaşlardan alıp eve gündelik gelen terzilere elbise diktirmek. orlon kazak naylon gömlek sevincini tatmak. ve hala evlerde yün yatak yün yorganın hatta çift kişilik yastıkların olması (bir yastıkta kocamanın anlamını belirten)...Kapalıçarşıya sadece gezmek için gitmeler..


Sultanahmet' i sadece orada gezen yabancılara aittir sanmak. Hippy'leri kanıksamak....
gelen turistlere uzaylıymış gibi bakmak


maçları radyodan takip etmek. Halit Kıvanç' ın anlatırken yaşattığı maçların gollerini gazetede incelemek. Hiç futbol maçı izlemeden futbol kurallarını öğrenmek. her Çemberlitaş'tan Orhan BOran, arap bacı tiplemesi, sonra Halit Kıvanç ..

Hürriyet gazetesinde fatoş ve güngörmüşler'den okuma yazma öğrenmek ve onları keserek bir deftere yapıştırmak, kitap haline getirmek..
Milliyet'te var Cumhuriyet'te ellerde gazeteler kuruşla (25 krş), eve gazete getiren amcadan kitap alıp bir haftada bitirip yenisi ile değiştirmek, bu sayede bir sürü kitap okumak ve o alışkanlığı edinmek..

Vali Belediye Başkanı,Başbakan..
Bu kişilere ve işgal
ettiği makamlara uzak olmak. İstanbul'un Belediye hizmetleri açısından
çok kısır bir dönemi. kimsenin de belediye ile bir alıp veremediği yok.
akmayan suyu toplanmayan çöpleri hayatın bir parçası saymak . elektrik, su parası tahsilatı için kapıya eli çantalı tahsildar gelmesi.
haal mahalle bakkallarının olması, camdan Mehmet abiii diye seslendiğinde hemen koşuvermesi, ve kendini onun sayesinde güvende hissedebilmen..“Süleyman hep Başbakan ,Hep Başbakan”lı günlere giriş.Karaoğlan'a aşık olmak sırada . bakkal önlerinde kuyruklar oluşması ve aileden bir kaç kişinin kuyruğa girmesi....
Valinin adını her derste soran bir ilkokul öğretmeni.


Teknolojinin orta halli ailelerin uzağında olduğu yıllar

çamaşır makinesinin henüz icat edilmediği, kocaman çarşafların dahi elde yıkandığı bunun için çamaşır günlerinin olduğu, bulaşık makineisini ise esamesnin bile olmadığı, telefon ise ulaşılması en zor teknolojik araçlardan biri.
.Anneannemin ise çalan telefonu açmadan evde kimse yok diye bağırması..Müsaitseniz akşama annemler size gelecekler diye haber yollamalar,
televizyonla ilk tanışma.tv si olan komşulara flim izlemeye gitmeler,son perde İstiklal marşını ayakta dinlemek ve tv nizi kapatmayı unutmayınız yazısını dahi izlemek .İlk gördüğünüzdeki ekran üzerindekileri karıncaya benzetmek.

İlk SEVGİLER

veee Ailemin hep birlikte olduğu o güzelim yıllar (henüz dağılmamışken) ,kardeşlerimle gece uzun süre uykuya dayanmalar, arada didişmeler,ve hala dostluklar varken sevgiler böylesine azalmamışken, hatır sormalar ,mektuplaşmaların hala var olduğu dönemler, yaşlıları ziyaret etmeler, gençlere önem vermeler.

O günleri çok özledim. Tabi '' 60 lı'' yıllar olduğu için değil,Annemin ve babamın yanında olduğum MUTLU yıllarım olduğu için...

24 Şubat 2012 Cuma

!

aaaaaaaaaaa tam dört gün olmuş buradan uzak olalı hiç birşey yazmamışım....!

21 Şubat 2012 Salı

DUA

Bugün bir kaç kişi ile rahmetli olan bir arkadaşımızın duasına katıldık. Nuran'ı andık fotolarına baktık,sanki bir yerden çıkıp gelecek o meşhur kahkahasını atacak gibi geliyordu bana.. dua sonunda herkes amin derken arkadaşım Ayşe ,ATATÜRK'e de dua ededlim dedi .benim içimdekini o dışa vurmuştu , hoca pek memnun olmadı sanırım kekeleyerek atatürk'de dedi ama nasıl söylediğini görmeliydiniz..

20 Şubat 2012 Pazartesi

obez yarışması

Star'da yeni bir proğram başlamakta nerde obez insan var hepsini toplamışlar zayıflatmak amacıyla yeni bir insanlarla alay etmek ve onların haliyle reyting yükseltmek savaşı..
Ben sinirden kendimi kaybederek izliyorum bu reklamasyon aşamasındaki fragmanı, insanların et yığını halinde koşusturmalarını ,hele sunuculuğunu da sıska birine yaptıran kanalı buradan şideetle kınıyorum..(
insanların eksiklikleriyle renting kazananlara lanet olsun...!

3 arkadaş buluştuk..

Bügün bir AVM de 3 arkadaş birer kahve içmek için bir araya geldik.
ordan burdan konuşup hasret giderdik çok neşeli bir gün oldu..
gün sonunda biraz vitrin bakarak eğlendik birkaç parça birşeyler aldık.
uzaktaki arkadaşlarımızı da arayarak onların da yanımızda olduklarını hissettirmek istedik, bir yerde oturuyor 3 kadın telle konuşuyor ve gülüşüyorsa malum iyi gözle bakılmaz ya hani.! bize de bakmadılar ve karşımıza 3 hanzo oturdu bizi izlemeye koyuldu, biz hala konuşmaya devam ediyoruz onlar da bize bakmaya devam ediyordu.
sonunda teldeki arkadaşıma " karşımdaki 3 ayıdan söz ederek bizlere nasıl baktıklarını anlatarak en azından farkına vardığımızı anlamalarını istedik sanırım başardık,karşımızdan kalkmalarını beklemeden biz kalktık,
tekrar bir araya gelmek ve böyle güzel bir gün geçirmek için söz vererek ayrıldık..
Dost gibisi yok, iyi ki varsınız ..!

19 Şubat 2012 Pazar

Pazar sineması...

kalabalık bir emekli ve yaş ortalaması epeyce geçkin bir grupla AVM de küçük bir sinema salonunda Jack&Jiil flimini izliyorum,,
birden flimin tam da ortasında içime bir sıkıntı geldi.
Ben burada ne arıyorum ya! bir an önce flim bitsede dışarı çıkıp nefes alsam diye içmden geçirdim durdum.
neyse ki! flim sürükleyici idi de sonunu getirebildim, çıkışta bir teyzenin atkısı düştü millet üstünden geçip duruyor kimse alıp da kadına vermeyi dahi aklına getirmiyor, ben aldım sizdenmi düştü acaba diyorum teyze oralı değil hala flimin son bitiş yazılarını okumakla meşgul, hadi biraz bekliyorum yine sesleniyorum yine ses vermiyor, atkı elimde beklemekteyim, herkes gitti salon boşaldı teyze sonunda döndü evet benim dedi ve aldı elimden.))),
iyi akşamlar dileyip oradan uzaklaştım. kendimi şımartayım diye ÖMÜR GÖKSEL'in cd sini almak için kitapcıya uğradım ama maalesef yoktu, satıcı kızın cevabı ise o çok eski ya ondan yoktur dedi, halbuki kendisi eskiydi ama yenilere bin kere taş çıkartan bir sanatçıydı ve yeni çıkan cd epeyce satıyordu....

Bugün pazar ve ben pazar günlerini hiç sevmem...!

Bugün pazar, ve ben yalnız kahve yudumluyorum..
gazeteye baktım , her zamanki gibi olumsuzluklar ,ölümler,tecavüz sonuçları ve adalet'in yetersizliği, ve siyaset kirliliği..
bugün ,bir kaç kişiyi aramak geçsede içimden kendime hakim oluyorum,pazar günleri genelde herkes dinlenmeyi tercih ediyor.
biraz belgesel izliyorum ,biraz mercan dede dinliyorum, dışarıda nefis güneş var, sanırım dışarı çıkıp yürümeyi tercih edicem. tiyatro'ya da gitmek istedim ama hayır bugün dolaşıcam bakalım ,biaz millete kulak kabartıcam.belki balık tutanları izlerim biraz denize bakarım, temiz hava alıp dönerim eve.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Kalp kırmak...!

Kalp kırmak..(İnsanları kırmak ne kadar da kolay, onarmanın bir o kadar da zor olduğu bir gerçek.Yani insanın gözüne gözüne hassas olduğu her ne ise sokarak onu acıtmak da ne oluyor, nasıl bir zevk verir insana anlayamıyorum. sonra da hiç bir şey olmamış gibi o kişinin yüzüne nasıl bakılıyor..

17 Şubat 2012 Cuma

temizlik içinmi temiz görünmek içinmi ?

bu akşam AVM lerin birinde yemek yemek istedim, dışarıdan gayet temiz görüntüsü olan bir yer. çalışanlarda oldukçe temiz görünüyor. hatta yemek servisi yapan bir beyin ellerinde eldiven vardı ki son anda dikkatimi çekti, aynı eldivenle hem servis yapıyor hem eline aldığı bir bezle tezgahı temizliyordu..
ellerinimi korumaya almış yoksa temiz görünmek içinmi eldiven takmış anlamakta zorlandım. bir daha aynı yerde yemek yemekmi? asla.....

AVM önündeki taşlar..

ben anlamakta zorlanıyorum , neden? apartman ve AVM önlerini parlak ve kaygan taşlarla
döşerler acaba. bugün kar yağışlı olduğu için ayaklarımda kar botu olduğu halde öyle bir kaydım ki ayaklarım bir metre öteye ben başka bir yöne gittim, şükür ki başımı bir yere vurmadım ama diz kapağım sanki yerinden çıktı gibi oldu, şu anda buz dolu torba dizimde öyle oturmaktayım.
herkes evinin önünü temizlese veya çok basit bir yontem ile tuzlasa böyle sonuçlar ortaya çıkmayacak. kimbilir insan fazlalığı var ne kadar eksilirse o kadar iyi diyemi düşünülüyor acaba.
nerdeee , epeydir hiç kimse üstüne düşen görevi yerine getirmiyor zaten..(

16 Şubat 2012 Perşembe

Kar...!

bir kaç gün aradan sonra yine kar yağmaya başladı, ve bu gece yağan kar inanaılmaz heyecanlandırdı beni, çünkü hiç böylesine güzel iri ve yavaşca yere inen kar görmemiştim, muhteşemdi, dışarda kimse yoktu, sessizlik geceye hakimdi.
evimin önündeki sokak lambasının ışığında harika görünüyordu. gece bu satte hala seyretmekten keyif alıyorum.
ama artık geç oldu yatmak gerek sabah uyanabilmek için..,iyi uykular..)

yüzgörümlüğü

Yağmur duasına çıkmadan Toprak kokusunu bekliyordum Toprağın burnumda tüteceği anı Geldi o Islak ayva tüyleriyle karışık... Bir fincan kahvenin kahverengi dumanı Yeşili unutturan Yeni bir yeşile peşrev İri damlalarla düşen sonbahar Al sana bir yüzgörümlüğü Can Yücel / Yüzgörümlüğü

Dost yüzü..!

Biraz sonra dışarı çıkmam gerek, rutin işler işte,
hava güzel ama sert, kar gelecek diyor meteroloji inansammmı bilemiyorum, pek tutturduğu görülmedi de şimdiye dek..)
benim çıkmam gerek zaten yağarsa ne mutlu bana, keyfini çıkarrırım,
yağmur ve karlı hava en sevdiklerim. eve gelmeden önce belki bir dost yüzü bir kahve molası iyi gelecek.. bugün mutlaka uzun süredir aramadığınız sevdiklerinizi arayın size de iyi gelecek..)
mis kokulu kahve tadı gülümsemeler..)

Günaydın...)

Günaydın, bugün ilk sabah kahvemizi içelim birlikte,
güne iyi başlamanın en iyi yolu sanırım güzel bir kahve , yanında da muhabbet olursa keyfine doyum olmaz.
ben bugün bol köpüklü bir türk kahvesi yaptım ve burdayım.
hani sabah kalkarsınız ve bugün yapacak olduğunuz işler aklınızdan geçer de bir türlü nerden başlayacağınızı bilemezsiniz ya işte!
tam da öyle bir düşünce içindeyken önce kahve yapmalıyım sonrası zaten gelir dedim ve kahve yudumlarken bir yandan da yazıyorum. bu sabah güzel hemde çok güzel ve bugün tüm güzel düşüncelerle doluyum, sizler de güzel düşünün ve kendinize gülümseyin. İlk gülümseme sizden gelirse size aynen yansıyacaktır bunu uuntmayın, örneğin bana birazdan dönüşümü olacaktır bunların biliyorum.)))
sevgiyle kalın, iyi ki varsınız...!