
Bir zamanlar...!
Evlerin tek eğlence kaynağı radyo ...ve
Radyoda İstanbul'un mutena semti Çiftehavuzlarda daire dağıtan İŞ bankası reklamlarıi ve meşhur kumbaraları ( bir tane vardı benim.) sümerbank ve bir tanıdığımın orada çalışması sonucu devamlı giderek defter kabı almalar, mavi ve kırmızı naylondan yapılma kenarında ise bankanın amblemi olan.... Reklam kuşakları içinde Uğurlugil ailesi.... Çocuk saatinde...Tom amcanın kulübesi Seksen günde devrialem. ARKASI YARINLARI SABIRSIZLIKLA BEKLEMEK, , bir sürü skeçler ve Kamelyalı kadın.... insanlar yaşadıkça ve oyunlaştırılmış klasikler. Gongun arkasından “ Saat on dokuz. şimdi haberleri veriyoruz” anonsu. evdekilerle beraber sus pus bir köşede haberlere kulak kabartmak. ama spikerin söylediği şeylerden hiç bişey anlamamak.TRT deki müzik yayınlarıve eğitici proğramları.Sabite Tur Gülerman'dan şarkılar dinlediniz..
Yurttan sesler kadınlar korosu,TSM öğretileri TRT sayesinde.ve tabiki masal saatleri...
Kıbrıs ...Enosis..
Makarios ..
Kore ,Vietnam ...
Ecevit..Demirel....?????
Demirel'in neden sürekli başbakan olduğunu anlayamamak..
Gazetede sıkça resmi görülen Onassis'le radyodan duyulan enosisi aynı şey zannetmek.
Çalışanlar için geçim sıkıntısının diz boyu olduğu bir dönem
ayakkabı, palto almak için kapalı çarşıya gitmek.
Çikolatayı sadece misafirin ikram amacıyla almalar..
Kışın karda incecik ayakkabı ve içinde kısa beyaz çorap ,saten
siyah önlük ,üstünde küçülmüş (muhtemelen abladan kalma palto) ile okula gitmek. okul önlük yakalarını soba borularında ütülemek, ve her daim düzenli olmak, kurşun kalemlerini jilet yada bıçakla açmak(ki kalemtraş henüz icat edilmemiş) bu yüzden sürekli kazaya uğramak..
ablalara bir koşu gidip ses mecmuası almak..en büyük eğlencenin henüz köprüden diğer tarafa geçerek parka veya sinemaya gitmek olduğu dönemler..(çarşamba'da) ve bezden bebeklerle oynamak...ve henüz komşulardan bir pişirimlik kahve, şeker ve tuz istemeler..
saçlarda bigudi modasının başlaması ,lüleler ve topuzlar yapılması.
Mini etek , jileler,Maksi manto giyen genç kızlara gıpta ile bakıp onları giyecek yaşa gelmeyi iple çekmek. Blujin'in henüz Türkiye'ye gelmediği ,olsa bile kaçak bulabıldiğimiz jean pantalonlar..kaçan naylon çorapları yeniden onarmak için taa tünel'de tamirciye götürüp çorabı giymek için bir hafta beklemek zorunda kalmak..
(samanyolu) berkant,bir başka sevgiliyi sevemem şarkısı(erol büyükburç hastası olmak) ve yıldızların altında şarkısı söylemek ,ağaçlara kurulan salıncaklarda.
Sinema ve Tiyatronun henüz değerini yitirmediği yıllar
Ablalarla sinemaya gitmek için ağlamak ama her gidişde mutlaka mide bulantısıyla gelen kusmalar ve abladan azar işitmeler... türkan şoray,fatma girik, filiz akın,belgin doruk, ayhan ışık, mualla sürer,vahit öz, Adile Naşit,domates güzeli ve daha niceleri ama Dicle Han Babahan'dan çok korkuyordum(flimden etkilenmişim demekki)..
İstanbul'un Gülhane Parkı.Beşiktaş deniz kenarı taksim'den yürüyerek inişler,
Ankara'nın Gençlik Parkı ,İzmir'in ENTERNASYONAL Fuarı;Taksim'deki sular idaresinin şırıl şırıl akan sularını izlemek için dahi taksim'e gitmeler.
Gülhane'de kukla izlemek. İbişin kahkaha tufanını seyretme sayısını hatırlamamak. Gençlik parkındaki havuzda kayığa binmek.
Samsun fuarına gidip bir iki kolye yüzük almalar(imtasyon),İzmir Fuarına giden bir akrabanın getireceği kurmalı oyuncağın hayaliyle yaşamak.İzmir'e gelince ayaklarının altı su toplayıncaya kadar gezmek Kordonboyunda ve BOĞULUNCAYA KADAR BUZ BADEM YEMEK...Beyoğlu'nda akşam yürüyüşleri, annemle mutlaka fındıklı çikolatalar almalar.
evden giden bir kucak odunla yakılan sobalı okullarda tüten dumanı eğlence yapmak.küzinelerde kestane ve patates (kumpir) pişirmek..
Amerikan yardımı iğrenç süt tozlarına
katlanmak. ( o yıllarda nimet olarak nitelenen yiyecek içeceğe iğrenç
deme gibi bir lüksümüz yoktu. kırardı anamız bacaklarımızı vallahi. bu
şimdiki benzetme ) Anne tarafından kaş ve gözle öğretiler...
Tenefüste ip atlamak ,sek sek , beş taş oynamak .
23 nisan'da pamuk helvaya benzer bir kıyafetle ront yapmak.
Ertesi sene İzci olmak.
satılan iki demirbaş simit 25 kuruş. gazoz 35 kuruş.
25 kuruşluk külahlarda Ayçekirdeği. Kolalı ilk içecek (Kocataş Kola).
Küçük kaplarda ağzımıza burnumuza kaçan Leblebi tozları,bayramlar haricinde hiç tatil olmadığı için karda kışda okula devam etmek.
Amerika neresi ?
Kennedy.. kim? niye öldürmüşler ki ?
Orak& Çekiç 'de ne ki ?
Şah Pehlevi ?
Ya Güzeller güzeli
Kraliçe SÜREYYA ...O da kim ?
Fatihin çarşambası giyim kuşam yiyecek içecek için
kapalıçarşıdan sonra alışverişin ikinci adresi. parça kumaşlardan alıp eve gündelik gelen terzilere elbise diktirmek. orlon kazak naylon gömlek sevincini tatmak. ve hala evlerde yün yatak yün yorganın hatta çift kişilik yastıkların olması (bir yastıkta kocamanın anlamını belirten)...Kapalıçarşıya sadece gezmek için gitmeler..
Sultanahmet' i sadece orada gezen yabancılara aittir sanmak. Hippy'leri kanıksamak....
gelen turistlere uzaylıymış gibi bakmak
maçları radyodan takip etmek. Halit Kıvanç' ın anlatırken yaşattığı maçların gollerini gazetede incelemek. Hiç futbol maçı izlemeden futbol kurallarını öğrenmek. her Çemberlitaş'tan Orhan BOran, arap bacı tiplemesi, sonra Halit Kıvanç ..
Hürriyet gazetesinde fatoş ve güngörmüşler'den okuma yazma öğrenmek ve onları keserek bir deftere yapıştırmak, kitap haline getirmek..
Milliyet'te var Cumhuriyet'te ellerde gazeteler kuruşla (25 krş), eve gazete getiren amcadan kitap alıp bir haftada bitirip yenisi ile değiştirmek, bu sayede bir sürü kitap okumak ve o alışkanlığı edinmek..
Vali Belediye Başkanı,Başbakan..
Bu kişilere ve işgal
ettiği makamlara uzak olmak. İstanbul'un Belediye hizmetleri açısından
çok kısır bir dönemi. kimsenin de belediye ile bir alıp veremediği yok.
akmayan suyu toplanmayan çöpleri hayatın bir parçası saymak . elektrik, su parası tahsilatı için kapıya eli çantalı tahsildar gelmesi.
haal mahalle bakkallarının olması, camdan Mehmet abiii diye seslendiğinde hemen koşuvermesi, ve kendini onun sayesinde güvende hissedebilmen..“Süleyman hep Başbakan ,Hep Başbakan”lı günlere giriş.Karaoğlan'a aşık olmak sırada . bakkal önlerinde kuyruklar oluşması ve aileden bir kaç kişinin kuyruğa girmesi....
Valinin adını her derste soran bir ilkokul öğretmeni.
Teknolojinin orta halli ailelerin uzağında olduğu yıllar
çamaşır makinesinin henüz icat edilmediği, kocaman çarşafların dahi elde yıkandığı bunun için çamaşır günlerinin olduğu, bulaşık makineisini ise esamesnin bile olmadığı, telefon ise ulaşılması en zor teknolojik araçlardan biri.
.Anneannemin ise çalan telefonu açmadan evde kimse yok diye bağırması..Müsaitseniz akşama annemler size gelecekler diye haber yollamalar,
televizyonla ilk tanışma.tv si olan komşulara flim izlemeye gitmeler,son perde İstiklal marşını ayakta dinlemek ve tv nizi kapatmayı unutmayınız yazısını dahi izlemek .İlk gördüğünüzdeki ekran üzerindekileri karıncaya benzetmek.
İlk SEVGİLER
veee Ailemin hep birlikte olduğu o güzelim yıllar (henüz dağılmamışken) ,kardeşlerimle gece uzun süre uykuya dayanmalar, arada didişmeler,ve hala dostluklar varken sevgiler böylesine azalmamışken, hatır sormalar ,mektuplaşmaların hala var olduğu dönemler, yaşlıları ziyaret etmeler, gençlere önem vermeler.
O günleri çok özledim. Tabi '' 60 lı'' yıllar olduğu için değil,Annemin ve babamın yanında olduğum MUTLU yıllarım olduğu için...